Bölüm #25 – IT Sektöründe Çalışılır mı?

Bölüm #25 – IT Sektöründe Çalışılır mı?

Gerekli Detay Bölüm #25

EMEA bölgesinin en çok dinlenen 889’uncu podcast’i Gerekli Detay’a hepiniz hoş geldiniz.

Gerekli Detay’ın yeni bölümüne hepiniz hoş geldiniz. Bugünkü konumuz, IT sektöründe çalışmak. Daha önce, bu sektöre girmek isteyenlere kendimce önerilerde bulunduğum bir bölüm hazırlamıştım. Bir önceki bölümde de bahsi geçmişti sonlara doğru. Biraz konuşalım istedim bu yüzden.

Başlamadan önce bazı temel noktalarda anlaşmamız lazım. Birincisi, ben bu sektöre yıllarını vermiş biri falan değilim. Daha 4 yıl oldu. Aman aman tecrübeli biri falan değilim yani. Ancak bu işe yıllarını vermiş pek çok kıymetli insanla tanışma ve çalışma fırsatı buldum. Sektörü, onların ağzından dinleme imkânım oldu. Dolayısıyla şunu da hemen belirtmek isterim ki; bu bölümde konuşacağımız şeyler, tek başıma vardığım sonuçlar değil. Aksine, pek çok farklı kişi ile yapılan sohbetlerin bir özeti niteliğinde olacak bu bölümün içeriği. Konuşacağımız konuların, şu an ya da geçmişte çalıştığım kurumlarla bir ilgisi yoktur. Bunu da kendimi sağlama almak için falan söylemiyorum, aklınıza öyle bir şey gelmesin. Dediğim gibi, pek çok insanla olan muhabbetin sonucu olduğu için, aslında pek çok farklı ortamdan çıkarımlar yapacağız.

Son olarak şunu da belirtmek isterim. Her mesleğin kendince zorlukları var, avantajları var, dezavantajları var. Burada bir meslek yarışı falan yapmıyoruz. IT sektörü özelinde konuşmaya çalışacak olsak da, burada konuşulacak konuları diğer sektörlere ve mesleklere de rahatlıkla uyarlamak mümkün olacaktır.

Herhangi bir meslek için “O iş yapılır” ya da “Yok ya o iş yapılmaz” falan diyerek ahkâm kesecek hâlim yok tabii ki. Kişisel düşüncelerimi ve kısıtlı zamanda edindiğim deneyimleri paylaşacağım. Sıklıkla duyulan bazı konuları da mümkün mertebe artılar ve eksiler olarak ele almaya çalışacağım. Hazırsak başlayalım.

1-) Gelecek yazılımda. Bunu sık sık duyuyoruz. Devir teknoloji devri, bilgisayardan anlamayan aç kalacak, çağımızın en önemlisi falan filan sık sık duyuyorsunuz bunları. Doğruluk payı var tabii. Ancak ben; bilgisayar bilimleri ile ilgilenmeyen kişilerin, yazılım, network, sistem yönetimi vs öğrenmeyen kişilerin aç kalacağına kesinlikle inanmıyorum. Biraz düşünürseniz saçma gelecektir zaten. Herkes bu işi yapmamalı. Herkes her işi de yapamaz zaten. O yüzden çevrenizin gazına gelip de bu yola girdiyseniz, bir an önce çıkın gidin. Sırf popüler diye ya da böyle dışarıdan roket bilimi gibi görünebiliyor diye bir meslek seçilmez. Gelecek, pek çok yerde olabilir. Ayrıca geleceğin sadece tek bir yerde olması da bana pek mümkün gelmiyor. Ama her ne iş yapıyorsanız yapın, temel bilgisayar becerisi bence önemli. En azından kendi işlerinizi halledebilecek kadar öğrenin imkânınız varsa. Hatta bir programlama diliyle ya da diğer teknik konularla da ilgilenin. Size çok ayrı bir düşünme şekli kazandırır. Genel kültür olur.

2-) Bu işi yapan aç kalmaz derler bir de. Kalır arkadaşlar. Kalabilir. İşini yeterince iyi yapmayan insanlar her sektörde olduğu gibi bu sektörde de var. “Bu herif buraya nasıl gelmiş” dediğim onlarca insan oldu. Hâlâ da aynı yerlerinde duruyorlar zaten. Ne uzadılar, ne kısaldılar. Öyle dümdüz yaşıyorlar. He, açlar mı? Hayır. Para kazanıyorlar. Orada bir sıkıntı yok. Ama kafaları rahat değil, bunu biliyoruz. Bugün kapının önüne koyulsalar, yarın ne yapacaklar? Aynı şey, herkes için geçerli aslında. Sık sık işten çıkarmalar duyuyoruz sektörde. Hem ülkemizde, hem de dünya genelinde. Sektörde çok fazla dolaşım var. İş değişiklikleri sıklıkla yaşanıyor. Transfer marketi gibi ortalık. Her köşede bir pazarlık dönüyor falan. Bu süreçte şansınız yaver gitmeyebilir ve gerçekten muazzam donanımlı olsanız bile, şartlarda anlaşamadığınız için bir süre işsiz kalabilirsiniz. Ancak burada bence önemli nokta şu. Sevmediğiniz bir işte ortalama hatta vasat olmaktansa, sevdiğiniz bir işte ortalama üstü olmak; bence sizi daha mutlu edecektir ve hatta size daha fazla para kazandıracaktır.

3-) “Bu işte çok para var” konusuna da el atıp, para tura işlerini kapatacağım. Evet, var. Doğru. Nasıl var? Mesela dünya genelinde geçerliliği olan bir meslek bu. Teknik olarak iyiyseniz, yabancı diliniz de varsa, dünyanın her yerinde bir iş imkânınız olabilir. Rüştünü ispatlamış biriyseniz, fiyatınızı siz belirlersiniz. Ama lütfen şu yanılgıya düşmeyin. 2-3 sene çalışırım, sonra da altıma çekerim son model Mercedes’i falan gibi düşünceleriniz varsa, öyle kolay olmuyor. Hatta imkânsız diyeyim ben size. Tabii herkesin 3-4 yılı aynı değil. Harikalar yaratıp muazzam paralar kazanabilirsiniz. Orası ayrı bir durum. Ama emin olun, şöyle bir dünya yok. Hani bir dönem, birinin doktor ya da avukat olduğunu falan duyunca hemen kafalarda hesap kitap başlardı ya. “Bunun şurada yazlığı vardır, kirada bilmem kaç dairesi vardır.” falan diye sayardı millet kendi kendine. Bugün IT’cilere de aynısı yapılıyor. Benim aldığım maaşın 5 katını aldığımı düşünerek uyuyan tanıdıklarım var mesela. Ya da bunu düşündüğü için uyuyamıyor, bilmiyorum. Öyle inandırmış kendini. Ama durum öyle değil. Ancak zaman ilerledikçe, tecrübe kazandıkça, işinizde uzmanlaştıkça tabii ki daha fazla kapı açılıyor, daha çok imkâna sahip oluyorsunuz. Maddi ve manevi bir rahatlama geliyor.

Maddi kısımla ilgili 3 maddeyi geride bıraktık. Özetleyelim. IT sektöründe çalışılır mı? Evet, güzel paralar dönüyor. Tek motivasyonu para olan biri için çekilir dert mi? Asla değil. YouTube’a geğirerek video atınca da para kazanıyor insanlar. İşte ne bileyim, kimileri mikrofon falan yalıyor. Muhtemelen bu tarz şeyler yapsanız, daha çok kazanırsınız. Lütfen bana birileri çıkıp da işte Bill Gates şu kadar kazandı falan demesin. 7-8 milyar insan arasından hadi 1000 tane, değil ya 5000 tane aşırı zengin IT’ci olsun. Tamam, vardır. Her meslekte var bu ama. Hayvan gibi kazanan, her meslekte vardır. Konumuz bu değil. Burada senden benden bahsediyoruz. Tipik bir çalışandan bahsediyoruz. Ancak tekrar belirtmek isterim. Sadece para kazanma niyetiyle bu yola girdiyseniz, ne kendinize ne de başkalarına yazık etmeyin ve uzaklaşın.

4-) “Teknolojiyi benimsiyorum, yenilikleri takip etmeye doyamıyorum. Bu tam benim işim.” diyorsan, orada biraz beklemen lazım. Derin bir nefes al önce. Sonra da, bütün gün Instagram’da gördüğün o şakalı fotoğrafları düşün. “Çalışıyorsa elleme” denilen bir işten bahsediyorsun. Evet, teknoloji günden güne değişiyor. Ancak bazı temel ögeler var, hep aynı kalıyor. Hiçbir değişiklik yok. Evet, ilerleme var, ancak radikal farklar yok. Kaldı ki, kurulu düzeni olan bir sistemde de, aa şu yeni çıkan şeyi getirip deneyelim falan diyemiyorsun. Kurumsal firmalarda çalışan arkadaşlarınız falan varsa sorun. Kendi bilgisayarınızda günde 20 kere yaptığınız işi, canlı sistemlerde yapmak için kırk yerden onay almak durumunda kalıyorsunuz. Yeni teknolojiyi anında benimsemeyi falan bırak, eski teknolojiyi biraz olsun düzeltebilmen için bile yeterli alanın olmuyor bazen. Dönelim öbür tarafa. Sürekli kendini güncellemen gereken bir alan. Sürekli yeni bir şeyler öğrenmen gerekiyor ki iyi olmaya doğru gidebilesin ya da iyi kalmaya devam edebilesin. Çok keyifli, ucu bucağı olmayan bir macera. Bu işe yıllarını vermiş insanlar bile hâlâ bir şeyler öğreniyor, yeni şeyler deniyor. Bu, bitmeyecek bir süreç. Tabii siz, “Bana yeter bu kadar ya” derseniz, o sizin bileceğiniz iş.

5-) “Sorun çözmeyi çok seviyorum, her güne yeni bir heyecanla uyanmak istiyorum.” Bir süre için evet. Bunu yaparsın. Sonra, her zaman olduğu gibi yine rutine binersin. Arkadaşlar bu iş, en azından benim duyduğum ve gördüğüm hâliyle, öyle Matrix’teki Neo gibi ya da Mr. Robot’taki Elliot gibi muazzam atraksiyonlarla geçmiyor her zaman. Evet, yeri geliyor gecenin bir yarısı yataktan kalkıp, sanki az önce ağzından salya akıtan sen değilmişsin gibi bir anda cayır cayır yanmakta olan bir sistemin ortasında bulabiliyorsun kendini. Kafanı 32,5 saniye içinde toparlayıp bir çözüm üretmen gerekiyor. Yaşanmıyor değil. Ancak her günüm böyle geçsin gibi bir beklentin varsa, aradığın iş bu değil bence. Belki benim adını bilmediğim, önünden geçirilmediğim yerlerde böyle hayatlar vardır, bilemiyorum. Ancak ben hiç böyle çalışana denk gelmedim. Burada şunu oturtmak lazım. Evet, bir sorun olunca çözeceksin. Ancak hiçbir sorun yoksa da şarj olacaksın. Kendini toparla, kişisel gelişimine zaman ayır, yeni şeyler öğren. Farklı konulara kafa yor. Ve bir sonraki problem karşına geldiğinde, onu da çözebilecek hâlde ol. Ama yok, iş yoksa ben yatarım abi diyorsan, bu sektör seni ısırıp bırakabilir.

6-) “İnsanlarla muhatap olacağıma, bilgisayarla uğraşırım yaaa” diyor olabilirsiniz. Ben diyorum. Bilin bakalım işimin en yorucu zamanları ne zaman oluyor? “İnsanlarla uğraşmak istemiyorum” gibi bir seçeneğiniz pek yok arkadaşlar. IT sektöründe de yok. Uğraşacaksınız tabii ki. Birilerini bir şeylere ikna etmekle, birilerine bir şeyleri anlatmakla falan uğraşacaksınız. Mecbur kalıyorsunuz bunlara. Ben böyle konuşuyorum diye artistlik yaptığımı falan düşünmeyin. Emin olun, benden de yaka silken pek çok insan vardır. Çok normal. Ancak IT sektöründe, bu süreçleri kademelendirme şansınız var. Örneğin, satış ya da teknik satış gibi bir ekipte çalışıyorsanız, insanlarla iletişime geçmek günlük hayatınızın bir parçası olacaktır. Proje yöneticisi, product owner, technical account manager gibi pozisyonlarda, bir satışçı kadar olmasa da yine insanlarla muhatap olursunuz. L1 support olarak çalışıyorsanız, müşterinin ilk muhatabı olacaksınız zaten. Ancak yazılım, veri tabanı, sistem, network gibi alanlara geldikçe, gerek müşteriyle gerekse kurum içinde iletişimizini – dilerseniz – azaltabilirsiniz. Böyle bir imkânınız var. Ben şu anki işimde, müşteriyle hiç muhatap olmuyorum. Tabii ki yaptığım işin ucu, müşteriye dokunuyor. Başka nereye dokunacak zaten. Ancak sorumluluklarım belli, iletişimde olduğum insanlar belli. Daha kısıtlı bir alanda hayatımı sürdürebiliyorum.

Bu 3 maddede de, biraz kişilik özelliklerine değinerek meslek seçimi yaptık. Karakterinizi az çok biliyorsunuzdur. Genel olarak sorun çözmekten keyif alan, yeni şeyler ortaya koymaya çalışan, sürekli bir şeyler öğrenmek isteyen biriyseniz, evet. IT sektörü sizin için çok eğlenceli olabilir. Ancak dizilerde, filmlerde gördüğünüz hayatlar, tipik bir iş yerinde karşınıza çıkmayacaktır.

7-) Rahat çalışma. Nasıl rahat çalışma? Oh işte böyle evden, oturduğun yerden para kazanıyorsun. Hiç yorulmuyorsun. Klimanın altında böyle püfür püfür falan. Doğru. Haklılık payı var. Hiç itiraz etmiyorum. Ancak birkaç önemli noktayı vurgulamak lazım. Uzun süre oturarak çalışan insanların her biri, farklı sağlık sorunu tehditleriyle karşı karşıya kalıyor. Bunu biliyorsunuz. Tabii ki bir inşaatın 26. katından düşme gibi bir riskim yok. Bunun farkındayım. Ancak emin olun, oturarak çalıştığınız için, hayatınızı alt üst edebilecek pek çok sağlık problemi ile karşılaşma ihtimaliniz var. Gerekli önlemleri alırsanız, bu riskleri minimize edebilirsiniz tabii ki. Bütün gün evde olmak ya da bir ofiste kapalı kalmak, her insanın karakterine uygun olmayabilir. Kendinizle ilgili bu konuyu da bir düşünün. Özellikle evden çalışma konusunun pek çok avantajı olabildiği gibi, dezavantajı da olabiliyor. Ben şu an evden çalışıyorum. Sıkıntılar olmuyor mu, oluyor tabii ki. Ancak hâlimden memnunum. Bu konu ile ilgili birkaç önemli noktayı daha vurgulamak istiyorum. “Hiçbir şey yapmadan” para kazandığımızı düşünenler var maalesef, az önce de söylediğim gibi. Yani, buna nasıl ihtimal verebiliyor insanlar, ben şaşırıyorum. Birileri gelecek, diyecek ki sana şu kadar para vereyim, sen evde otur. Mümkün mü sizce? Fiziki bir olayımız yok diye, IT sektöründe çalışan insanların “çalışmadığını” düşünenler var. Fiziken çalışan insanlar, gerçekten pek çok zorlu şart altında mücadele ediyor. Sağlıklarını ve hatta yeri geldiğinde hayatlarını riske atıyorlar. Bunun farkındayım tabii ki. Ancak IT sektöründe de sizi çok ciddi bir mental yorgunluk bekliyor. “Yatıp uyuyup dinlenirim ne olacak ki?” diyebileceğiniz bir yorgunluk değil bu. Uykularınızı kaçıran bir yorgunluk. O yüzden zaten bu insanlar, hayatlarına sürekli bir hareket katmak ister. Spor salonuna gideyim, bisiklet süreyim, koşayım, tenis oynayayım falan gibi dertleri olur. Zihnini boşaltmaya çalışır bu sektörün sıkı çalışanları. Kafalarından binbir tane konu akar sürekli. İşlerinden dolayı edindikleri düşünce şekli, günlük hayatlarına da yansır. Sonra markete gittiğinde “Neden tek kasa çalışıyorsunuz? Niye bunu cluster yapmadınız? Queue birikti işte!” diye tribe girerler.

😎 Stres. Stres var. Hayatın her noktasında var. Daha önce dediğim gibi, gecenin bir yarısı yataktan kalkmanı gerektirecek aşırı acil bir durum olabilir ve senden çözüm beklenebilir. Ufak bir hata yaparsın, ortalık alev alır. Daha önce başıma geldi. Sadece bir sayıyı yanlış yazdığım için, bütün servisi kestiğim oldu. Bu kesinti, birkaç dakikalığına yaşanmış olsa da çok canımı sıktı. 1 hafta falan takıldım kaldım buna ben. Ya da ne bileyim, X bir sorun için size danışılıyor. Bize böyle böyle bir şey lazım. Gel bunu yap. Nasıl yapacaksın? Hangi yöntemi kullanacaksın? Bugün iyi görünen yöntem, 6 ay sonra elimizde patlar mı? Bugün kolay görünen, yarın yönetilmesi zor bir karmaşaya dönüşebilir mi? Bunların hepsine kafa yormak zorundasın. Çok küçük hatalar, gözden kaçan ufacık noktalar, sana çığ gibi büyüyerek dönebilir. Bu da sürekli inişli – çıkışlı bir hayat grafiği veriyor insana. Hani bölümün başında demiştim ya, aslında konuşacağımız konuları pek çok mesleğe de uyarlayabilirsiniz diye. Şimdi dürüst olalım. Bugün – mesela – bir otobüs şöförünün ya da pilotun hata yapması ile benim hata yapmam arasında çok ciddi fark var. Birinde insanların hayatı söz konusu. Ya da ne bileyim, bir hukukçu, yanlış bir karar ile bir hayatı hatta belki de bir aileyi yerle bir edebilir. Büyük risk, büyük stres. Ama bir yandan da nükleer reaktörde çalışan sistemleri hazırlayan veya ondan sorumlu IT’cileri düşünün. Bunlar da ihtimal dahilinde. Özetle, stres yaşayacaksınız arkadaşlar. Strese gelemem diyorsanız, baskı altında çalışamam diyorsanız, IT sektörü bence pek de size göre değil. Ama yine söylüyorum. Bu konu, her meslek için bir problem.

9-) Şıkır şıkır giyinip tarzını ortaya koyacağın bir meslek. Öyle mi dersin? Evet, olabilir. Ofistesin işte, beyaz yakalısın. Toplantı, soda, toplantı, kahve, kol saati, güneş gözlüğü, termos, yeni çantam falan. Evet. Var bunlar. Doğru. Ama IT sektörünün her yerinde bu böyle değil. Seni çağırıyorlar, yazıcı bozuk diyorlar. 15 dakika sonra bir bakıyorsun, bileğine kadar mürekkep dolmuşsun. Olabiliyor. Ya da bir veri merkezinde çalışmaya gidiyorsun. Kablonun diğer ucunu bulana kadar hayatın gözünün önünden geçiyor. Sıklıkla “Benim burada ne işim var” sorusunu sorabiliyorsun kendine. Üstün başın toz toprak içinde kalabiliyor. O sunucuyu, storage’ı kaldırıp indireceğim diye, kuyruksokumuna doğru soğuk terler akabiliyor. Her gün mü oluyor? Hayır. Herkese mi oluyor? Hayır. Ben seviyorum ama bu uğraşları. Zaten sistemci olmamın sebeplerinden biri de bu. Şikayetçi değilim. Ancak sektöre girerken, dışarıdan göründüğü kadar masa başı olamayabileceğini de göz önünde bulundurmanız lazım. Nadir de olsa, saha işleri ile karşılaşma ihtimaliniz var. Bildiğim kadarıyla yazılımcıların bu tarz dertleri yok. Ancak sistem ve network tarafı, bu konularla uğraşmak durumunda kalabilir.

Bu 3 maddede de, sektörle ilgili bazı genel inanışlara değindik. Burayı da özetleyelim isterim. Fiziken çok da yorulmayacağınız, ancak zihnen içinizden geçebilecek bir sektördür IT sektörü. Düzensiz uyku, yeme-içme bozukluğu, bel fıtığı, boyun düzleşmesi, baş ağrısı, göz kuruluğu, can sıkıntısı ve de gönül azabı gibi konular, yakanızı bırakmayabilir. Bunların olacağı belli ama zaten. Önlemleri de var. Gününüz güllük gülistanlık geçerken, bir anda “Çabuk gel, lazımsın” denilebilecek bir iş bu aynı zamanda. “Ne güzel yatıyorduk, ne oldu şimdi?” dedirtirler. Sonra iğrenç bir problemle uğraşmaya bir başlarsınız, bir bakmışsınız gecenin bir yarısı olmuş. Elde var sıfır. Ya da hadi düzelttiniz diyelim. Ancak olan olmuştur bir kere. Kafanızda yer edinmiştir o konu. O toplantıdaki suçlamalar, işi birbirine yıkmaya çalışan tipler, çirkinleşen üsluplar falan. Evet, problem çözülmüştür. Her şey yolundadır. Ancak yeni dertler beraberinde gelmiştir ve birkaç saat sonra hiçbir şey olmamış gibi, tekrar çalışmanız gerekecektir.

Onuncu ve son maddeyi de konuşup bölümü kapatalım. Sabır. Sabırsızların işi değil bence bu iş. Sabırsız davranırsanız, acele ederseniz, oldu bittiye getirirseniz hata yapabilirsiniz. Yeri geldiğinde yazdığınız her bir karakteri tek tek 3-4 kez kontrol edip, bir hata yapmadığınızdan emin olarak enter’a basmanız gerekir. Bir konu üzerine aylarca çalışırsınız. Pratik yaparsınız. Bir şeyler ortaya koymaya çalışırsınız. Hayatınızda hiçbir değişiklik olmaz. “Ben bununla neden uğraşıyorum?”, “Ben bunu neden öğreniyorum?”, “Bunlara harcadığım vakit yerine, başka bir şeye mi yönelseydim acaba?” gibi pek çok soru geçer zihninizden. Gelişiminizi anlık göremezsiniz. Basitten başlarsınız. Sağa sola sürekli “Merhaba Dünya!” yazarsınız. “Bu iş böyle olmayacak.” der durursunuz sürekli. Geribildirim anlık gelmez bu öğrenme sürecinde. Sabırlı olmanız gerekir. Çıktıları da her zaman göremezsiniz. Size bir case gelir, bir problemle karşılaşırsınız. “Aaaa ben bunu hatırlıyorum, daha önce denk gelmiştim.” dersiniz. Sonra bir bakarsınız, bu zamana kadar öğrendiğiniz şeyler bir araya gelip sizi kurtarabilir hâle gelmiş. Orada güzel bir tatmin yaşarsınız işte. Ancak oraya gelene kadar defalarca vaz geçebilirsiniz. Kitaplar alınır, yarım bırakılır. Eğitimler alınır, 1 hafta sonra bir daha hiç izlenmez. Blog yazmaya başlarsınız, bırakırsınız. Etkinlikleri kovalarsınız, sıkılırsınız. Gibi gibi. Örnekler arttırılabilir. Ancak öyle 1 hafta şuna çalıştım, sonra geldim böyle oldum durumunu ilk başlarda çok yaşamazsınız. Bazen saatlerce beklemeniz gerekebilir bir cihazın başında. Sakince oturup sorunu analiz etmeniz gerekebilir. Size mantıklı gelen pek çok farklı çözümü üst üste denemeniz ve başarısız olmanız da hayli muhtemeldir. O yüzden sabır da bence en önemli noktalardan bir tanesi olacaktır karar verme sürecinizde.

Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim. Umarım biraz olsun faydam dokunabilmiştir. Önümüzdeki hafta cuma günü saat 19:28’de tekrar görüşmek dileğiyle, şimdilik hoşça kalın.

Bir Cevap Yazın